27 Aralık 2012 Perşembe

Yeni Yıl Hediyeleri LÖSEVden

Merhabalar;

Son zamanlarda pek yazmıyorum. Aslında önceden hazırlanmış ve taslaklarda bekleyen bir çok yazı var ama içimden gelmiyor. Büyük bir hevesle hazırladığım bayram ve kızımın mevlütüyle ilgili yazılar vardı ama yaşadığımız üzüntü her şeyi anlamsız kıldı. Şimdilik hiç bir şey yapmadan öylece bekliyorum :(

Suskunluğumda hayırlı bir şeyle virgül koyayım dedim. Malumunuz yılbaşı yaklaşıyor ve herkes birbirine hediyeler alıyor. Ben kimseye hediye almıyorum. Sadece bu seneye özel bir durum değil. Yeniyıl hediyesi almak adetim değildir. Ama alanlar için ufak bir hatırlatma yapmak istedim.

Yeni yıl hediyelerinizi LÖSEVden seçerseniz sevdiklerinizi mutlu ederken umut bekleyen yavrucuklarımızın da yüzünü güldürmüş olursunuz. Hemde yeni yıla yaptığınız güzelliğin vereceği motivasyonla başlarsınız.

Haydi o zaman "Yeni yıl hediyeleri LÖSEV den" diyelim.

Mutlu, sağlıklı, huzurlu ve sevdiklerinizle güzel bir yıl diliyorum.

7 Aralık 2012 Cuma

Havuç Topları

Yağmurlu ve karanlık bir İstanbul gününden daha merhaba. Hava o kadar depresifki günlerdir, içimden hiç bir şey yapmak gelmiyor. Her şey ertelenin dürüyor. Mesela şu an kızımı yıkamam gerekiyor ama ben burda oyalanıyorum :) Bu sabah bir anlık da olsa içime bir heves geldi ve havuç topları yaptım. İtiraf etmem gerekir ki bu hevesi komşulardan gelen ve geri götürülmesi gereken tabaklar tetikledi :)



Efendim gel gelelim nasıl yaptığıma. Beş adet havucu rendeledim. Bir bardak şeker ve bir bardak suyla hafif sulu kalacak şekilde pişirdim. Pötibör bisküvileri, çekilmiş cevizleri ve pişirdiğim havuçları yoğurup şekillendirdim. Aslında dışı Hindistan cevizi ile süsleniyor ama ben son zamanlarda sadece zorunlu beslenmem için mutfağa girdiğimden bittiğini farketmemişim. Bende Türk ceviziyle süsleyiverdim :)) İşde böyle.

Görüşmek üzere. Huzurla kalın.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Her Nefis Ölümü Tadacaktır

6 Kasım gecesi gece yarısına yakın çalan bir kapı, sonra duyduğum tek bir kelime "ölmüş" o an dondum kim olduğunu nasıl olduğunu anlamadan belkide anlamak istemeden. Kendime eşimin "babaaam" çığlığıyla geldim.

O an inanmakla inanmamak arasında gidip gelirken bir mucize beklercesine tek söyleyebildiğim şey "yalandır yalan, yalan söylüyorlar" oldu. O an tek umduğum şey yalan olması, yanlış olmasıydı. Böyle bir gerçeğin yalanı yanlışı olmazdı ama sanki ben öyle söylersem "evet evet yalan" cevabını alacağım umuduydu sanırım hissettiğim. Kafama acı gerçek nüfus etmeye başladıkça başka bir savunma bulmuştum kendime "babalara bir şey olmaz ki yalandır" Hiç bir şey duymuyordum. Ne eşimin ne onun kardeşinin hıçkırıklarını ne de kuzenlerinin onları sakinleştirmek için söylediklerini. Sürekli aynı şeyi tekrarlıyordum ve ona inanıyordum "babalara bir şey olmaz ki yalandır"

Ölüm yaşadığımız her anda bildiğimiz tek mutlak gerçek. Kabullendiğimiz en büyük doğru. Ama en hazırlıksız olduğumuz kendimize en uzak gördüğümüz bir kavram aynı zamanda. Ben ölümü hiç bana, benim yakınıma, benim sevdiklerime yaklaşmaz sanmışım. Hiç kondurmamışım ölümü kimselere. Daha bir gün önce kendi ellerimle uğurladım evimden. Bir kaç saat önce bizde unuttuğu kasketini gönderme sözü verdim, selam söyledim,selamını aldım, gülüşünü duydum. Can verdiği dakikalarda hiç bir şeyden habersiz hayatıma devam ettim, belki güldüm, belki bir şeye sevindim. Ölüm hep gelmeden önce haber verir sanıyormuşum meğer. Vermiyormuş maalesef gördüm.

450 kilometreyi yıldırım gibi gittik. Nasıl gittik, nasıl dayandık onca vakit, nasıl sığdı acı çeken kalplerimiz o arabanın içine bilmiyorum. Mucize olmadı, yalan yada yanlış da değilmiş hiç bir şey. Evinden son kez uğurladık babamızı. İki oğlunun tabutun birer tarafından tutup zaten acının çökerttiği omuzlarında taşıdıkları an hiç gitmeyecek gözümün önünden. Son görevlerini yaptıklarının farkında sanki babalarının koluna girer gibiydiler.

Eşimin büyük babaannesi dermiş ki "hepimiz birbirimize misafiriz" Ne kadar doğru bir söz. Kimi son defa gördüğümüz, aslında kiminle vedalaştığımız hiç belli değilmiş. Aslında nefes aldığımız her an dünyaya son vedamızmış. Yarın yok, az sonra yok, sonra söylerim, sonra yaparım yok. Sonrası yokmuş. Hayatta her an geri dönüş yolundaymışız, bunu çok acı şekilde öğrendim. Bir de ölüm sadece yaşlılara gelmezmiş...

Şimdi ardında bıraktığı eşi, iki çocuğu yaşamaya çalışıyorlar olabildiğince. Bense güçlü durmaya, eşime moral vermeye ve bebeğime üzüntümü yansıtmadan bakmaya çalışıyorum. Onlar için hayat normale dönecek mi? Sanmıyorum. Yıllar sonra da bu acıyı ilk günkü gibi hissedecekler. Yeri dolmayacak hiç bir vakit. Sadece onsuz yaşamayı öğrenecekler.

Ben aslında öldüğüne değilde uzak bir yere gittiğine inanıyorum. Gittiği yerde bizden haber alıyor, bizi görüyor, bizi duyuyor. Sadece biz onu göremiyoruz. Böyle düşünmek beni rahatlatıyor. Eminim ki gittiği yerde çok mutlu.

Babamız için bir Fatiha okuyup hediye edersen çok mutlu olurum.

Hiç bir şey için geç kalmamanız dileğiyle, huzurla kalın...

27 Ekim 2012 Cumartesi

Kuzuuuuumm İyi ki Doğduuuunn

Biliyorum bu yazıyı sabah yazmalıydım ama malum hem bayram hem çocuk geç kaldım.

Bu gün benim için çook önemli birinin doğum günü. Bitanecik kuzenimin...

O benim için çok önemli çünkü bundan tam dokuz yıl önce bana açtığı kol İstanbulun bana yabancı bir şehirden çok bir yuva olmasında çok önemli bir adım. Beni nasıl karşıladığı, beni ilk nasıl kucakladığı hala ilk günki gibi aklımda. İlk kez yalnız kalacak olmanın ürkekliği, yabancı bir şehirde olmanın dayanılmaz yalnızlık hissi içinde nasıl da iyi nasıl da ilaç gibi gelmişti.

Evet kuzendik, babamın kuzeninin kızıydı. Evet yakın akrabaydık ama 18 yıl uzak şehirlerde yaşamış yılda bir kaç gün birbirini gören iki akrabaydık sadece. Ben canım Ayşenurumla tanışmamı 2003 kabul ederim hep.

O istanbulda hep bir kardeş oldu bana, üçüncü bir kardeş. Rahmetli amcam babalık yaptı, yengem annelik, hala da yapıyor sağolsun. Sıcak bir yuva oldular bana. kalbimde üçünün de yerleri o kadar derin ki anlatamam.

Dün konuştuğumuzda 'hala beni arıyorsan seviyorsun' dedinya canım benim. Biz yıllarca da görüşmesek, ömür boyunca da görmesem seni kalbimde yerin apayrı biliyorsun. Sana karşı durup durup çıkışlarımın sebebi hep özlemden, eski güzel günlerimizin özleminden. O kadar özlüyorum ki seni ve yakın olduğumuz günlerimizi bazan aklıma geliyor kalbim cız ediyor :(  Ne kadar sitem etsem, ne kadar küstüm desem, ne kadar kızsam sana kalbim kızamaz uzak olamaz hepsi dilimde. İnsan kardeşinden ne kadar uzak olur, işte bende senden o kadar uzak olurum, sen nerde olursan ol, ne kadar uzakta olursan ol, benden ne kadar uzakta olmak istersen iste....

Benim kuzenim, dostum, arkadaşım, sırdaşım, uzun yıllar yoldaşım, dertdaşım, ağlama duvarım, İstanbuldaki sıcak yuvam, güzel yüzlü, güzel kalpli kuzenim.... İyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki benim kuzenimsin. Seni çoooookk çooookkk seviyorum. Sevdiklerinle dilediğince bir ömür sür inş



18 Ekim 2012 Perşembe

Aylin Zeynep Dünyaya Teşrif Etti


Merhaba sevgili takipçiler. Nasılsınız, neler yapmaktasınız, keyifler nasıl görüşmeyeli?  Kendimi ilkokuldaki ödev mektuplardan birini yazar gibi hissettim yaptığım girişten :)) Bloga uzun zamandır yazmayınca heyecan yaptım, nerden nasıl başlayacağımı bilemedim. Siz son yayın tarihine bakmayın. İtiraf etmem gerekir ki yaklaşık son on yayın yani Temmuz sonlarından buyana otomatik yayınları okumaktasınız. Şu an itirafımdan dolayı utanmaktayım ama duygumu ifade edecek sembol bulamadım :) 
 
 
Ama bütün bunlar için geçerli bir sebebim var. 18 Ağustos sabahı saat 5:30'da yani ramazan bayramının arefe sabahı kızım Aylin Zeynep dünyaya geldi. Meraklı ve heyecanlı bekleyişim son buldu ve güzel yavrumu kucağıma aldım. Anne olanlar bilirler, duygularımı ifade edecek kelime yok ama siz tahmin edersiniz anlatabilseydim neler söyleyeceğimi :) 

Hamilelik ve doğum sürecinde yanımda olan bir dizi insana teşekkürü bir borç bilirim :))
 
Öncelikle eşim her aşamada bana sonsuz destek oldu. Her şartta, her kaprisimde içinde olduğum psikolojinin son derece farkında olarak hareket etti. Bu kadar anlayışlı olduğu için ona bir kez de burdan teşekkür ediyorum.

Sevgili ailem annem, babam, kardeşlerim... Her aşamada son derece yardımcı oldular. Hamileliğimin son döneminde de lohusalığımda da artık tavana vurmuş nemrutluğumu bir kere bile beni bozmadan çektiler. Annem bütün çemkirmelerimi görmezden geldi, Asu ve Merve delidir ne yapsa yeridir dedi beni idare etti. Babam iki ay yalnız yaşadı gıkını bile çıkarmadı. Canın sağolsun dedi. Canım ailem size de sonsuz teşekkürler. Siz benim en büyük zenginliğimsiniz.

Benim birbirinden tatlı arkadaşlarım... Hamileliğimde de doğum sırasında da sonrasında da beni hiç yalnız bırakmadılar. Acımı da mutluluğumu da benimle birlikte yaşadılar. Özellikle İpek -benim canım arkadaşım- ve diğer bütün arkadaşlarım. Sizleri seviyorum, iyi ki varsınız.

Veeee tabiki doktorlarım. Başkent Üniversitesi Hastanesi İstanbul şubesinin en tatlı doktoru Güldeniz Desteli... Dokuz ay boyunca ve öncesinde doktordan öte bir abla sıcaklığıyla ilgilendi benimle. Hamilelik hassasiyetiyle on defa sorduğum en saçma sorulara bile büyük bir sabır ve soğuk kanlılıkla cevap verdi. Ne yalan söyleyeyim ben olsam kendime tahammül edemezdim :) ne yazık ki doğumu birlikte yapmak nasip olmadı. İzne çıkacağı tarihin son saatlerine kadar bekledik ama inatçı kızım iki gün sonra doğmayı tercih etti :) Kızımın doğumunu Türkan Hanım yaptırdı. Başta Güldeniz Hanım olmadığı için çok tedirgin olmuştum. Ama daha ilk muayenede tedirginliğimin çok yersiz olduğunu anladım. O kadar tatlı, güleryüzlü ve pozitif enerji saçan bir hâli var ki bir insan normal doğum esnasında başka ne isteyebilir. Güldeniz Hanım'a ve Türkan Hanım'a sonsuz teşekkürler, sizi çok seviyorum. Tabi doğum ekibini ebeyi, hemşireleri, bütün doğum ekibini unutmamak lazım. Hepsinin verdiği pozitif enerji ve gösterdikleri ilgi doğum maceramın güzel bir anı olmasını sağladı bende. Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin Kadın Doğum bölümü  doktor ve hemşirelerine, doğum ekibine, doğum sonrası ben ve kızımla ilgilenen bütün personele sonsuz teşekkürler. 

Doğum sonrası mutluluğumuzu bizimle paylaşan paylaşmayın bizimle birlikte sevinen sevinmeyen yanımızda olan olmayan bütün dostlara teşekkürler. Hepiniz hayatımızda bir değersiniz. İyinizde kötünüzde....

Ve evet sevgili takipçi, bu uzun yazıyı okuyup mutluluğuma ortak olduğun için sanada çok teşekkürler. Sen de iyi ki varsın :))

Huzurlarla kalın...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Veda Dizi Olmuş Sevinmeli mi Üzülmeli mi?

Ben Veda'yı okuyalı yaklaşık bir yıl oldu. 1918-1924 yılları arasında İstanbul'un işgal yıllarını anlatan bu roman alırken adıyla mest etmişti beni "VEDA Esir Sehirde Bir Konak" Kitabı alırken hissettiklerim okurken artarak devam etti. Ayşe Kulin döktürmüştü yine. Anlatmıyordu, yazmıyordu, olayı yaşatıyordu adeta. İşgal altındaki bir şehirde maliye nazırının konağından İstanbul'a, işgale ve bütün bunların arasında aşka en yakınından, en derininden bakabiliyordum okurken. Bakarken de Mehpare'ye ağlıyor Ahmet Reşat'ın kaçınılmaz sonuna üzülüyordum. İki günde bitirdim. Bitirdim bitirmesine de kitabı kitaplığa kaldırdığımda bile orda yaşanıp giden bir hayat olduğu hissi uzun süre devam etti içimde.



Şimdi ne oldu oldu favori romanlarım arasında ilk sıralarda yer alan bu hikaye dizi yapıldı. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Büyük bir hevesle okuduğum kitapları başkalarınında okumasını, onlarla da bu güzelliği paylaşmayı çok seviyorum. Ama filmi yapılınca zaten kitap okumakta ne kadar tembel olduğumuz düşünülürse kim okusun ki. Gerçi izledikten sonra içime bir nebze su serpilmedi değil. Kitabı okumamış olsam büyük bir ilgiyle takip ederdim eminim. Şimdi etmiyor muyum? Ediyorum. Ama daha çok aa kitapta böyle değildi, böyle birini hatırlamıyorum bu kim, o burda böyle demiyordu ki şeklinde izliyorum.

Neyse işte böyle. Diziyi izleyin izlemesine de benden tavsiye bu güzel romanı okuyun. Okuduktan sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Görüşmek üzere. Huzurlarda kalın

20 Eylül 2012 Perşembe

Amigurumi Uyku Arkadaşı

Bu günlerde asucc ile beni bir amigurumi merakı sardı. Aslına bakarsanız kızıma bir uyku arkadaşı yapsak, nasıl yapsak, neden yapsak derken amigurumi geliverdi aklımıza. Hiç bilmiyoruz nasıl yapılır, çevremizde de bilen kimse yok. Fotoğraflara baka baka, internetten araştıra araştıra yaptık bir şeyler.


Bu şeker şeyler benim çok hoşuma gitti ve yapmaya karar verdim.




Pek benzemedi ama ilk deneme için idare eder. Gözleri için öyle orjinal vidalı gözlerimiz falan yoktu. Bende fransız düğümü ne güne duruyor dedim, ağzını gözünü işledim. İşte böyle. Bilenler varsa daha güzel şeyler yapabilmem için vereceğiniz akılları bekliyorum.

Görüşmek üzere :))

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kızımın Cicileri - Patikler

asucc teyzesi kızım için çook şeker bir patik örmüş. Bayıldıııım bayıldııım :)))


Bunlarda annemin ördükleri...



Görüşmek üzere :))

8 Eylül 2012 Cumartesi

Magicpenbloger'ın Kek Tarifi

Son zamanlarda artan enerji ihtiyacımdan mıdır nedir kendimi yemeye içmeye verdim. Bu yemeler içmeler meyve, sebze olsa neyse hep pasta börek istiyor canım. Yüksek şekerimden dolayı yaptığım diyetin patlamarı bunlar :))

Hamur işlerini yemek istiyorum istemesine de bu sıcaklarda her gün bir yumurta yiyince alerjide kaçınılmaz oldu. Her yerim kırmızı leke doldu. Bu nedenle diğer yediklerimi de içinde az yumurta olanlardan seçmeye çalışıyorum. Bu sıralar en çok tercih ettiğim de magicpenbloger 'ın kek tarifi. Hem yumurtası az hemde çok güzel oluyor.


İşte tarifi:

* 1 yumurta
* 4 yemek kaşığı şeker
* 1 çimdik tuz
Bu üçünü iyice çırpıp kabartıyorsunuz
* 1.5 çay fincanı süt
* yarım çay fincanı sıvı yağ
* 1 paket kabartma tozu
* 1 çay kaşığı karbonat
* 1 paket vanilya
* 2.5 su bardağı un
* İstenilen miktarda kakao


Benim kakaom yoktu. Bende bir miktar meyve kurusu ve ceviz koydum. Benimki magicpenblogerınki kadar güzel olmuyor ama yinede çook güzel :)) Magicpenbloger burada bu kekin başka bir versiyonunu ve püs noktalarını anlatmış. Bu keki deneyecek olursanız bir göz atın derim.

Denerseniz şimdiden afiyet olsun. Görüşmek üzere :))

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kızımın Cicileri - Hırkalar

Kızımın cicileri serisine annemin el emeği göz nuru hırkalarıyla devam ediyorum. Anneciğimin ellerine sağlık hepsi çok güzel olmuş.




Bunlar bereli takımlar. Patikleride var. Kızımı serin havalarda sıcacık sıcacık gezdireceğim.


Bu hırkaya bayıldım. Fotoğrafta kırmızı gibi görünüyor ama rengi nar çiçeği. Annem hırkayı ördü bende kalplerini işledim. Annem düğmelerini de elinde yaptı. Plastik düğmenin vereceği havadan daha güzel bir hava verdi bence, çok sevdim



Bunlarda tekli hırkalar.


Bu da kızımın maviş kazağı. "Bu kızın her şeyi mi pembe kırmızı olacak" diye isyan eden annem araya birde mavi atmış :))


Bu hırkayı da ben ördüm. asucc teyzesi de astar geçirdi. Minicik oldu. Sonbaharda giydireceğim hemen :))

Bunların hepsinin giyilmiş halinin fotoğraflarınıda koyarım inş :)))

Görüşmek üzere :)

1 Eylül 2012 Cumartesi

Bitmeyen Puzzle

Bitmeyen puzzle sonunda bitti. Geçen yıl ramazanda başlamıştım ama üzerine o kadar çok şey oldu ki bir türlü vakit ayırıp bitiremedim. Sonunda asucc ye fenalık geldi ve el attı. Bu sayede de bitmiş oldu, ehh güzel de oldu. Şimdi çerçevelenmesi kaldı. Umarım onun içinde bir yıl beklemeyiz :)))



Merak edenler için Anatolian 1000 parça - Teras Cafe II

Görüşmek üzere :)





29 Ağustos 2012 Çarşamba

Kızımın Cicileri - Yelekler

Kızımın cicileri geleli epey oldu. Ama ben sizlerle yeni paylaşabiliyorum. Annem ve teyzeleri döktürmüş. Hepsine ayrı ayrı bayıldım. Sanırım kızımın okula başlayana kadar yelek, hırka, kazak gibi ihtiyaçları olmayacak :)) O kadar çok ki. Bazıları hazır ürünleri tercih ediyor ve el emeği ürünleri beğenmiyor. İkisininde yeri farklı tabi ama ben el emeği ürünleri daha güzel ve anlamlı buluyorum.






Bunlar annemin eserleri :))


Bunu da ben yıllar yıllar önce örgü örmeyi öğrenirken örmüştüm. Kim derdi ki bir gün kızım giyecek :))


Bu şeker yeleği de asucc teyzesi ördü. İtiraf etmem gerekir ki bunu bir arkadaşımızın kızı için örmüştü ve ulaştırmam için bana vermişti. Ama ben bir türlü ulaştıramayınca bebek büyüdü ve ben el koydum yeleğe :)) Ee bize kısmetmiş :))


Bu da sevdiğim bir ahbabımızın hediyesi. Bunada bayıldım. Pufidik pufidik :))



Bunlarda babanemizin hediyesi. İkisini de çok sevdim.

Başka cicilerde görüşmek üzere :))

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Viaport Ganimetleri - 2

Viaport turlarım hız kesmeden devam ediyor. Uzunca bir süre kucağımda bebekle alışverişe pek fırsatım kalmayacağından her fırsatı değerlendiriyorum. Bu sefer baya şanslıyım. İki ürünü de yarı fiyatına aldım :))


Çantayı Derimod'dan aldım. Pek bir sevdim. İki renkli oluşuda çok işime geldi doğrusu :))


Ayakkabıyı Tergan'dan aldım. Uzun zamandır evde rahat rahat giyeceğim siyah bir ayakkabı arıyordum, sonunda buldum. İncecik astarsız deri oluşu evde rahat etmemi sağlıyor.

Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere :))

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bebeğim - 40. Hafta

Yeterince çektiğiniz düşüncesinde olsanız dahi, bebeğinizin hiç rahatsız olmaması ihtimali vardır. Ancak, rahmin içinde iğne atsanız yere düşmemektedir ve ne kadar rahat olursa olsun, kiracının kısa bir süre sonra ikametgahını tahliye etmesi gerekmektedir. Bebeğiniz o kadar mükemmel bir şekilde katlanmıştır ki, doğduktan sonra içeriye nasıl sığdığını merak edeceksiniz. Doğumdan sonraki ilk günlerde, bebeğiniz hamileliğin uzun haftaları boyunca almış olduğu pozisyonları alacak ve aynı hareketeri yapacaktır.

Doktor size bebeğin hareketlerini, aktivitesinin ne düzeyde olduğunu e bebeğin aktivite tarzında herhangi bir değişiklik fark edip etmediğinizi soracaktır. Hatta sizden bu konuda kayıt tutmanızı ve doğum öncesi kontrollerde getirmenizi isteyebilirler. Bu hafta, bebeğin kalp atışlarını ve rahmin kas aktivitesini izleyen bir film çektirmenizi isteyebilirler. Bu kayıt bebeğinizin sağlık durumuyla ilgili olarak sağlık personeline önemli bilgiler verecektir.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Viaport Ganimetleri - 1

Malum yaz sonu indirimleri başladı. Bende doğumdan önce yürüyüş bahanesiyle son viaport turlarımı atmaya başladım. Hem evime yakın olduğu için hemde sürekli uygun alışveriş yapabildiğim için Viaport'u sık sık tercih ediyorum. Bunlarda son seferimden ganimetler :))


Bu atleti çok severek Koton'dan aldım. Fotoğrafta çok anlaşılmıyor ama önüne petek tülden fırfırlar yapılmış. Hem spor hem şık. Kullanım alanı çok geniş. Çok sevdim. Biran önce göbeksiz halime geri dönüp bu şekerliği giyebilmek için sabırsızlanıyorum.


Bu güzel boleroyu da Koton'dan aldım. Buna bayıldııımmm. Her fırsatta bir şeylere uydurmaya çalışıyorum.

İşte böyle, görüşmek üzere :))

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bebeğim - 39. Hafta

Bu hafta daha fazla solunum provası ve yüzey akti madde üretimi var. Bebeğiniz şimdi doğsaydı akciğerleri ona destek verecek kadar olgunlaşmış olacaktı ve tıi yardıma gerek duymayacaktı.

Bu hafta bebeğinizin ağırlığı 3.5kg'a yaklaştı, boyu ise yaklaşık 53cm. Olgunlaşma ve gelişim açısından bağımsız olarak hayatta kalabilmek için gerek duyacağı her şeyi yaptı.

Bebeğinizin beyni hala sinir bağlantılarını oluşturmaya devam etmekte. Bu süreç çocuğun erken döneminde de devam edecek. Hala anne rahmindeyken bebeğinize bir şeyler okuyun, müzik çalın, şarkı söyleyin. Eşinizden de bu erken dönem bağlantı kurma girişimine katımasını isteyin. Bebeğiniz aptal olduğunuzu düşünmeyecektir.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Bebeğim - 38. Hafta

Bebeğinizin ağırlığı bu hafta 3kg'mı geçti ve bebeğiniz geçen her gün yağ oluşturmaya ve kilo almaya devam ediyor. Bebeğinizin boy artışı yavaşladı ve yaklaşık 53cm'ye ulaştı.

Bebeğinizin hareketlerinin artık yavaşladığını fark edebilirsiniz. Hareket etmek için pek fazla yer kalmamıştır ve şimdi uyuma ve dinlenme zamanıdır. Ayrıca bebeğinizin zorlu doğum süreci için enerji depolaması gerekir. Ara sıra güçlü kuvvetli hareket çıkışları yaptığını fark edeceksiniz. Bebeğinizin hareketlerinde önemli bir yavaşlama varsa ya da bir şeylerin doğru gitmediğini hissedyorsanız içgüdülerinize güvenin ve kontrol için doktora gidin.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Kapı Süsü

Kızımın kapı süsü magicpenbloger teyzesinden geldi. Sen uğraşma ben halledeceğim demişti zaten. Şöyle yapıyorum böyle yapıyorum diye telefonda da anlatmıştı ama ben ortaya bu kadar şeker bir şey çıkacağını tahmin etmemiştim.


Fotoğrafta pek görünmüyor ama tüllerin üzerine minik minik nazar boncukları dikmiş.


Harflerle de tek tek el dikişi yaparak uğraşmış.


Leyleği de makinada kendisi yapmış. Bazı eklemelerde asucc yaptı. İkisininde ellerine sağlık. Çook severek kullanacağız.

Eğer sizde böyle bir kapı süsüne sahip olmak isterseniz magicpenbloger@hotmail.com asresinden yada blogu üzerinden görebileceğiniz twitter adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Görüşmek üzere :)


1 Ağustos 2012 Çarşamba

Bebeğim - 37. Hafta

Bebeğinizin kilosu bu hafta yaklaşık 500gr daha artacak. Açlık hissediyorsanız vücudunuzun daha fazla yiyecek istediğini gösteren sinyallere kulak verin. Yiyeceklerle aldığınız enerji doğrudan bebeğinizin yağ depolarına gider ve depoların dolmasına yardımcı olur.

Bebeğiniz artık tüm vücudunu hareket ettirecek yer bulamıyor ama hala kendisini daha rahat pozisyonlara çevirebiliyor. Bebeğinizin sıkıştığı zaman buna tepki gösterdiğini fark edeceksiniz. Kaburgalarınıza veya leğen kemiği bölgenize gelecek bir darbe hamile anneler için ayağa kalkmak, etrafta dolaşmak için yeterli bir uyarı olacaktır.

Bebeğinizin derisini kaplayan yumuşak tüyler bu hafta geriye alınmaktadır. Bu tüylerin büyük çoğunluğu bebeğin bağırsaklarına gidecek ve diğer atık ürünlere karışacaktır. Bebeğin derisini kaplayan beyaz yağsı madde vücut tarafından geri emilecektir.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Ağva Kaçamağı

Geçtiğimiz haftalarda bitmek bilmeyen yorgunluklar ve yoğunluklar nedeniye eşimle bana estiler yine. İkimizde ruhumuzun üzerine sumo güreşçisi oturmuş gibi hissediyorduk. Dolayısıyla hayallerimizle karışık söylenmelerimiz hiç bitmiyordu: buralardan kaçmak lazım, kaçıp telefonları kapatmak lazım....

Sonunda ilk canına tak eden eşim oldu ve bir perşembe çıkageldi "cumaya izin aldım" diye. Oh bee dedim sonunda. İzin almasına almıştı da günlerimiz değerli olduğu için hemen perşembe akşamından olmadı cuma sabah kargalar kahvaltısını yapmadan atıvermeliydik kendimizi yollara. Ancak iki tane problem vardı; 1.si nereye gidecektik, 2.si benim durumumdan kaynaklı fazlaca uzaklaşamazdık. Ben izin lafını duyar duymaz ilk bir saatte bavulları hazırlamıştım bile. Geriye İstanbul yakınlarında keyifli, dinlenebileceğimiz bir yer bulmak kalmıştı.

Öncelikle Avşa adasını düşündük. Ancak ne şanssızlık feribotlarda yer kalmamış. Sonra birazda benim baskımla Ağva da karar kıldık. Ancak nerde kalınacaktı ve yer varmıydı? Başladık otelleri araştırmaya, arayıp soruşturmaya. Yer olanların listesini çıkardıktan sonra, şikayet sitelerindeki yorumlara göre bir eleme yaptık ve Mints Otelde karar kıldık. Sonrada cuma sabahı düştük yollara.


Daha yola düşer düşmez bizde rahatlama başladı. Bunda ağaçlı yollarında payı büyük tabi. Yollar tek şeritli ve  dardı, bu nedenle tahminimizden biraz uzun sürdü ama dedimya çok keyif aldık.


Giderken baya tedirgindim. Acaba temiz mi, keyfimizi kaçıracak bir şeyle karşılaşırmıyız diye. Ama Allahtan korktuğum gibi olmadı. Otelin bahçesinden girer girmez güler yüzlü çalışanlarla karşılaştık. Daha sonra da mis gibi deterjan kokan, ferah ve zevkli dekore adilmiş güzel odamız keyfimize keyif kattı. Doğrusu bu kadar iyi beklemiyordum.


1. katı giriş, 3. katı çatı katı olmak üzere üç katlı evler şeklinde sevimli bir bahçenin içinde konumlanmış bu şirin otel.


Havuzu yok ama nehir kenarında oluşu güzel ve keyifli.


Biz gider gitmez hazırlandık ve kendimizi denize attık. Ohh nasıl rahatlattı anlatamam. Gözlerimizi kapatıp dakikalarca denizi dinledik ve onca işi gücü arkamızda bırakıp kafamızı nasıl boşaltabildiğimizi görmenin keyfini yaşadık. Daha sonra da gelip temizlenip paklandıktan sonra kendimizi yemek yemek için bahçeye attık.


Biz bahçeyi tercih ettik yalnız dileyenler için gayet şık dekore edilmiş kapalı bir yemek bölümüde var. Bir akşamda dışarda yer kalmayınca mecburen orda yedik. Başta çok söylendim ama daha sonra hoşuma gitti :))


Şansımızdan iskele tadilattaydı ve herhangi bir sorun yaşanmasın diye iskeleye basa çıkarmıyorlardı. 


Çalışanların tavsiyesiyle yemekler hazır olana kadar gün batımında deniz bisikletiyle nehirde geziye çıktık.


Başta tırsmadım desem yalan olur. Hatta ne tırsması ödüm patladı. Beni bilenler bilir, denizmiş, nehirmiş dibini görmediğim sudan sonunu göremediğim işten acayip korkarım. Eşime de başta baya saydırdım korkudan. Oda bana gülerek karşılık verip korkutmak için elinden geleni yapınca ben iyice panikledim. Ama daha sonra sakinleştim ve işin keyfini çıkarttım. O kadar çıkarttım ki ertesi sabah benim zorumla bir kere daha çıktık :))


Ben korkumu atıp keyfine varınca o kadar kaptırmışız ki kendimizi döndüğümüzde güneş batmıştı. Tabi ben yarı yolda yorulunca o kadar yolu tek başına geri getiren eşimde helak olmuştu. Neyse ki döndüğümüzde yemeklerimiz hazırdı. Nehir sefası uzayınca o kadar acıkmıştık ki diğer otellerin önünden geçerken gelen yemek kokuları bizi iyice sabırsızlandırmıştı. Yemekten sonrada çarşısına inip dolaştık. O günde şansımıza fener alayı varmış, onu izledik.


Bir önceki günden o kadar çok keyif aldık ki sabah arayıp hemen arkadaşlarımızı çağırdık. Onlar gelene kadar da nehir kenarında kitap keyfi yaptık.


Akşamda yine nehir kenarında çay kahve keyfi arkadaşlarla. O kadar serindi ki şu günlerde o serinliğin hayaliyle yaşıyorum resmen. Tavsiyem giderken bir hırka atın mutlaka çantanıza.


Malesef üç gün çabuk geçti ve pazar gün bu keyfi bırakıp gelmek zor oldu. Ama en kısa zamanda tekrarlayacağımızdan eminim :))

Görüşmek üzere :))