27 Ekim 2012 Cumartesi

Kuzuuuuumm İyi ki Doğduuuunn

Biliyorum bu yazıyı sabah yazmalıydım ama malum hem bayram hem çocuk geç kaldım.

Bu gün benim için çook önemli birinin doğum günü. Bitanecik kuzenimin...

O benim için çok önemli çünkü bundan tam dokuz yıl önce bana açtığı kol İstanbulun bana yabancı bir şehirden çok bir yuva olmasında çok önemli bir adım. Beni nasıl karşıladığı, beni ilk nasıl kucakladığı hala ilk günki gibi aklımda. İlk kez yalnız kalacak olmanın ürkekliği, yabancı bir şehirde olmanın dayanılmaz yalnızlık hissi içinde nasıl da iyi nasıl da ilaç gibi gelmişti.

Evet kuzendik, babamın kuzeninin kızıydı. Evet yakın akrabaydık ama 18 yıl uzak şehirlerde yaşamış yılda bir kaç gün birbirini gören iki akrabaydık sadece. Ben canım Ayşenurumla tanışmamı 2003 kabul ederim hep.

O istanbulda hep bir kardeş oldu bana, üçüncü bir kardeş. Rahmetli amcam babalık yaptı, yengem annelik, hala da yapıyor sağolsun. Sıcak bir yuva oldular bana. kalbimde üçünün de yerleri o kadar derin ki anlatamam.

Dün konuştuğumuzda 'hala beni arıyorsan seviyorsun' dedinya canım benim. Biz yıllarca da görüşmesek, ömür boyunca da görmesem seni kalbimde yerin apayrı biliyorsun. Sana karşı durup durup çıkışlarımın sebebi hep özlemden, eski güzel günlerimizin özleminden. O kadar özlüyorum ki seni ve yakın olduğumuz günlerimizi bazan aklıma geliyor kalbim cız ediyor :(  Ne kadar sitem etsem, ne kadar küstüm desem, ne kadar kızsam sana kalbim kızamaz uzak olamaz hepsi dilimde. İnsan kardeşinden ne kadar uzak olur, işte bende senden o kadar uzak olurum, sen nerde olursan ol, ne kadar uzakta olursan ol, benden ne kadar uzakta olmak istersen iste....

Benim kuzenim, dostum, arkadaşım, sırdaşım, uzun yıllar yoldaşım, dertdaşım, ağlama duvarım, İstanbuldaki sıcak yuvam, güzel yüzlü, güzel kalpli kuzenim.... İyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki benim kuzenimsin. Seni çoooookk çooookkk seviyorum. Sevdiklerinle dilediğince bir ömür sür inş



18 Ekim 2012 Perşembe

Aylin Zeynep Dünyaya Teşrif Etti


Merhaba sevgili takipçiler. Nasılsınız, neler yapmaktasınız, keyifler nasıl görüşmeyeli?  Kendimi ilkokuldaki ödev mektuplardan birini yazar gibi hissettim yaptığım girişten :)) Bloga uzun zamandır yazmayınca heyecan yaptım, nerden nasıl başlayacağımı bilemedim. Siz son yayın tarihine bakmayın. İtiraf etmem gerekir ki yaklaşık son on yayın yani Temmuz sonlarından buyana otomatik yayınları okumaktasınız. Şu an itirafımdan dolayı utanmaktayım ama duygumu ifade edecek sembol bulamadım :) 
 
 
Ama bütün bunlar için geçerli bir sebebim var. 18 Ağustos sabahı saat 5:30'da yani ramazan bayramının arefe sabahı kızım Aylin Zeynep dünyaya geldi. Meraklı ve heyecanlı bekleyişim son buldu ve güzel yavrumu kucağıma aldım. Anne olanlar bilirler, duygularımı ifade edecek kelime yok ama siz tahmin edersiniz anlatabilseydim neler söyleyeceğimi :) 

Hamilelik ve doğum sürecinde yanımda olan bir dizi insana teşekkürü bir borç bilirim :))
 
Öncelikle eşim her aşamada bana sonsuz destek oldu. Her şartta, her kaprisimde içinde olduğum psikolojinin son derece farkında olarak hareket etti. Bu kadar anlayışlı olduğu için ona bir kez de burdan teşekkür ediyorum.

Sevgili ailem annem, babam, kardeşlerim... Her aşamada son derece yardımcı oldular. Hamileliğimin son döneminde de lohusalığımda da artık tavana vurmuş nemrutluğumu bir kere bile beni bozmadan çektiler. Annem bütün çemkirmelerimi görmezden geldi, Asu ve Merve delidir ne yapsa yeridir dedi beni idare etti. Babam iki ay yalnız yaşadı gıkını bile çıkarmadı. Canın sağolsun dedi. Canım ailem size de sonsuz teşekkürler. Siz benim en büyük zenginliğimsiniz.

Benim birbirinden tatlı arkadaşlarım... Hamileliğimde de doğum sırasında da sonrasında da beni hiç yalnız bırakmadılar. Acımı da mutluluğumu da benimle birlikte yaşadılar. Özellikle İpek -benim canım arkadaşım- ve diğer bütün arkadaşlarım. Sizleri seviyorum, iyi ki varsınız.

Veeee tabiki doktorlarım. Başkent Üniversitesi Hastanesi İstanbul şubesinin en tatlı doktoru Güldeniz Desteli... Dokuz ay boyunca ve öncesinde doktordan öte bir abla sıcaklığıyla ilgilendi benimle. Hamilelik hassasiyetiyle on defa sorduğum en saçma sorulara bile büyük bir sabır ve soğuk kanlılıkla cevap verdi. Ne yalan söyleyeyim ben olsam kendime tahammül edemezdim :) ne yazık ki doğumu birlikte yapmak nasip olmadı. İzne çıkacağı tarihin son saatlerine kadar bekledik ama inatçı kızım iki gün sonra doğmayı tercih etti :) Kızımın doğumunu Türkan Hanım yaptırdı. Başta Güldeniz Hanım olmadığı için çok tedirgin olmuştum. Ama daha ilk muayenede tedirginliğimin çok yersiz olduğunu anladım. O kadar tatlı, güleryüzlü ve pozitif enerji saçan bir hâli var ki bir insan normal doğum esnasında başka ne isteyebilir. Güldeniz Hanım'a ve Türkan Hanım'a sonsuz teşekkürler, sizi çok seviyorum. Tabi doğum ekibini ebeyi, hemşireleri, bütün doğum ekibini unutmamak lazım. Hepsinin verdiği pozitif enerji ve gösterdikleri ilgi doğum maceramın güzel bir anı olmasını sağladı bende. Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin Kadın Doğum bölümü  doktor ve hemşirelerine, doğum ekibine, doğum sonrası ben ve kızımla ilgilenen bütün personele sonsuz teşekkürler. 

Doğum sonrası mutluluğumuzu bizimle paylaşan paylaşmayın bizimle birlikte sevinen sevinmeyen yanımızda olan olmayan bütün dostlara teşekkürler. Hepiniz hayatımızda bir değersiniz. İyinizde kötünüzde....

Ve evet sevgili takipçi, bu uzun yazıyı okuyup mutluluğuma ortak olduğun için sanada çok teşekkürler. Sen de iyi ki varsın :))

Huzurlarla kalın...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Veda Dizi Olmuş Sevinmeli mi Üzülmeli mi?

Ben Veda'yı okuyalı yaklaşık bir yıl oldu. 1918-1924 yılları arasında İstanbul'un işgal yıllarını anlatan bu roman alırken adıyla mest etmişti beni "VEDA Esir Sehirde Bir Konak" Kitabı alırken hissettiklerim okurken artarak devam etti. Ayşe Kulin döktürmüştü yine. Anlatmıyordu, yazmıyordu, olayı yaşatıyordu adeta. İşgal altındaki bir şehirde maliye nazırının konağından İstanbul'a, işgale ve bütün bunların arasında aşka en yakınından, en derininden bakabiliyordum okurken. Bakarken de Mehpare'ye ağlıyor Ahmet Reşat'ın kaçınılmaz sonuna üzülüyordum. İki günde bitirdim. Bitirdim bitirmesine de kitabı kitaplığa kaldırdığımda bile orda yaşanıp giden bir hayat olduğu hissi uzun süre devam etti içimde.



Şimdi ne oldu oldu favori romanlarım arasında ilk sıralarda yer alan bu hikaye dizi yapıldı. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Büyük bir hevesle okuduğum kitapları başkalarınında okumasını, onlarla da bu güzelliği paylaşmayı çok seviyorum. Ama filmi yapılınca zaten kitap okumakta ne kadar tembel olduğumuz düşünülürse kim okusun ki. Gerçi izledikten sonra içime bir nebze su serpilmedi değil. Kitabı okumamış olsam büyük bir ilgiyle takip ederdim eminim. Şimdi etmiyor muyum? Ediyorum. Ama daha çok aa kitapta böyle değildi, böyle birini hatırlamıyorum bu kim, o burda böyle demiyordu ki şeklinde izliyorum.

Neyse işte böyle. Diziyi izleyin izlemesine de benden tavsiye bu güzel romanı okuyun. Okuduktan sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Görüşmek üzere. Huzurlarda kalın